Bugun...

Koray YAZICI
SEÇMEK ZAMANI….
Tarih: 01-01-1970 02:00:00 Güncelleme: 01-01-1970 02:00:00


Reformlar, üzerinizi tam örtmeyen bir yorganı ince hesaplarla en doğru yere çekmeye benzer. Temel varsayım yapılan değişiklik sayesinde toplam sistemde iyileştirmeler yapmaktır. Bazen sorunu kendi bölgenizden kovalayıp başkasının kapısının önüne koymuş olursunuz. Burjuva siyasetinin tepe noktası reformculuk olabilir. Başarılı reformların arkasında ciddi bir mühendislik vardır.

Bugün Türkiye’de düzen siyaseti bir sorunu çözmeyi düşlemenin bile çok uzağındadır. Önümüze gelen vaatlerin içeriksizliği, burjuvazinin ve onun siyasi temcilcisi düzen partilerinin hiçbir gerçek problem üzerinde hiçbir gerçek düşe sahip olmadıklarını açık seçik ortaya koyuyor.

Seçmek zamanı geldi yine. Bir pazar yerindesiniz panayır desek yeridir.  Sağlı sollu dizilmiş satıcılar hepsi aynı tedarikçiden temin edildiği açıkça belli olan mallarını tezgahlarına dizmiş satmaya çalışıyorlar. Bekleyebileceğiniz tek farklılık pazarcılarda; ama sattıklarında değil. Madem hangi tezgaha gitseniz üç aşağı beş yukarı aynısını alacaksınız, o zaman satıcıyı seçmekten başka çare yok diye düşünür insan.  Satıcılar uzun zamandır bu işin içinde oldukları için gereken tecrübeye sahipler. Soluk pembeyi “al al” göstermek için kırmızı şemsiyeye ihtiyaç olduğunu biliyorlar. Bir de çığırtkanlığın fark yarattığını. Aralarındaki rekabet kadar dayanışma da sezilebilir. Tezgah kurarken  ya da ödeme sırasında bozuk çıkmazsa komşu tezgahtan yardım alınması kadar doğal ne olabilir? Parayı bir satıcıya ödüyor, üstünü yan komşusundan alıyorsunuz. Sorduğunuz ürün için var denilmesine rağmen neden bekletildiğinizi sorgularsanız, çırağın gizlice yan tezgahtan mal kapmaya gittiğini anlıyorsunuz. 

İşte düzen siyaseti tam olarak böyle bir şey.

Laik, cumhuriyetçi, hukukun üstünlüğüne inanıyor sanılıp oy verilerek meclise sokulan partinin milletvekillerinin bir kısmının başka, ilgisiz kapılara gönderildiğini görüyorsunuz. Karşılıklı destek ya da koalisyon sözü olsa ortalıkta, gördüğünüze reel-politik yapmak diyeceksiniz. Ancak iyiden iyiye yardım alan partinin başkanı, başkanlık seçimlerinin ikinci turu için velinimetine pek umut vaat etmeyince bir irreel-politik durumu ile karşı karşıya olduğunuza hükmediyorsunuz. Tuhaf ama gerçek. 

Yerden yere vurarak oy topladığı iktidarın sonradan yedeğine giren ve var mı bize yan bakan nidaları atan en milliyetçi partinin seçmeni olabilirsiniz. Partinizin son seçimden önceki söyleminin şu anki duruşuyla ilgisini muhtemelen kuramayacaksınız biraz hafızanız kaldıysa. Bu parlementer sistemin özelliği oyunuzu vermek dışında hesap sorabilecek, tutulmayan sözler için temsilcilerinizi geri çağırabilecek hiçbir olanağın tanımlı olmamasıdır. Siyaset size uymayınca, siz siyasete uyuyorsunuz mecburen. Bilinen bir psikolojik korunma mekanizmasıdır bu. Stockholm sendromuna benzer. 

Memlekette satın aldığınız çamaşır makinesi size bildirilenden farklı ya da eksik çıkarsa, ayıplı mal olduğu savı ile hakkınızı arayabileceğiniz en azından bir yol tanımlanmış. Ama üç-beş yılda bir oyunuzu vererek halk egemenliğini gerçekleştirdiğiniz safsatasını ilkokuldan beri kafanıza kazıdıkları   demeye dönerse bir sonraki seçimi beklemek durumundasınız! Seçim cinsinden sayınca hayat çabucak geçip gidiyor.

Bütün yolların Roma’ya çıktığına inanılan yerde kim haritaya bakar? İşte ancak o zaman, tatava yapma, yürü denilebilir yol arayan insana. Düzen dışı seçenekleri göremedikçe böyle hissedilebilecek seçimlerden birisi daha önümüzde. Buralarda uzun bir zamandır her şey aynı kalmak kaydıyla parti isimleri, liderler ve çığırtkanlıklar değişiyor sadece. Bu kısıtlı değişikliklerin mevcut düzene faydası, geçmiş vaatleri ve sahiplerini unutturmak ve bir de koca bir halkın parlementer demokrasi oyunu seyrederken uyuyakalmasına engel olmak.

İyi bayramlar..

Sevgilerimle…..

 



Bu yazı 3928 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI