Bugun...

reklam

reklam


İbrahim ARSLAN
Sana bir gün olsun Benim ol demedim mi?
Tarih: 22-06-2016 13:04:00 Güncelleme: 22-06-2016 13:04:00


Sana bir gün olsun Benim ol demedim mi?

( Gül Keskin' e ithafen !! )

Yıl 2072

 

Boğaz manzaralı evinde İstanbul'u soluyordu Eftelya... Küçük kızı geldi yanına, Elif. Yüzünde bir sevinç vardı. Birazdan Yusuf'ta gelir diye düşündü Eftelya... Yusuf 12 yaşında, Elif'ten 6 yaş büyüktü...

 

Elif: Abim şu an 4. katta bence...

 

Eftelya: Bence 18. katta. Bakalım, bakalım! En yakın tahmin kazanır. Küçük robot söyle bakalım Yusuf'um kaçıncı katta... Robotun'un ekranında

 

- Yusuf şu an binanın kütüphanesin'de yazıyordu... Yani14. katta...

 

Elif: Oooof yine sen kazandın anne. Bu çocuk profösör olacak, bir kere de kütüphaneye uğrama...

 

Eftelya: Ödülümü alayım.

 

Elif: Peki. 1-2-3-4 ve 5. öpücükte alnına! Anneciğim seni çoook seviyorum.

 

- Eftelya: Bende seni kızım...

 

Bir Yıl Önceden Bir gün önce...

 

Doktor Cihan: Eftelya seni tanıdığım için çok şanslı hissediyorum kendimi.

 

Eftelya: Bende Cihan bende. Ama iki çocuğum var, onlarla çok mutluyum. İnan onlar olmasa teklifine memnuniyetle Evet derdim.

 

Cihan: Onların babaları olurdum. Ve gerçek babaları gibi severdim.

 

Eftelya: Ne dersin 1 yıl sonra yine tam burada buluşalım, tam bu gün, tam bu saatte. Bir yıl sonra bana yine yap bu teklifini... Bir yıl bana zaman ver. Ve o güne kadar bir daha görüşmeyelim. Bir yıl sonra bakalım, beni yine aynı bu günkü gibi bulacak ve sevecek misin?

 

Cihan: Duygularımda hiç bir değişiklik olmaz ama geçen zaman zarfında tam bir Mecnun'a dönerim diye korkmuyor musun? Yani doktorluğu bile bırakmam lazım. Bir ameliyatımda Allah korusun sen gelirsen aklıma...

 

Eftelya: 14 Şubat 2072. Yer İstanbul. Yine burada Sevenler Parkı'nda. Bakalım belki de İstanbul'da burada olmazsın. Kaderi kim bilebilir...

 

Cihan: Nerde olursam olayım o gün burada olacağım göreceksin. Işınlayacağım kendimi buraya. Azrail'in pençesinde olsam sana bu teklifi yine yapacağım.

 

Eftelya: Ya yine kabul etmezsem.

 

Cihan: Sus. Aşkıma ceza kesme daha fazla!

 

Eftelya. (Saatine baktı) : Aa zaman akıp gitmiş.

 

Cihan: Saat şu an kaç. Dur ben söyleyeyim... 14:53...

 

Eftelya: Nerden bildin?

 

Cihan: Senin İstanbul'a sevdan varsa benimde var... Bugün tam 53 dakika ayırdın bana... Bir ay önce 43 dakika ayırmıştın. Bu günden 10 dakika önce! Yusuf'un doğum günü vardı o yüzden. 10 dakika önce vedalaşmıştık... Ayda bir kez görüşüyoruz ne hikmetse. Şimdi senede bir keze düştü. Ben ne bahtsız bir insanmışım... Çok geç tanımasaydım keşke seni... Bir gül gibi ilk açtığın zaman bulsaydım...

 

Eftelya: Böyle konuşma. Dedem gibi...

 

Cihan: Şair dedenin her şiirlerini iki defa okumuşumdur en az. O sevdasını Gül'e yazmış... Eşi sevdiği kadın Gül'de hiç okumamış onu...

 

Eftelya: Hayır okumuştur. İllaki okumuştur. Bilirsin çok dakikimdir. Çağımız bunu icap ettiriyor... Son bir dakikan... 59-58-57

 

Cihan: Seni seviyorum, seni seviyorum, seni çoook....

 

Eftelya: Bende seni... Ama bakalım bir yıl sonra yine bugünkü gibi seviyor olacak mısın beni...

 

...

 

Tam tarih 13 Şubat 2072

 

Anne!

 

Yusuf.

 

Daldın anne...

 

Sen geldin demek... Daha demin 14. kattaydın...

 

Şimdi de 53. katta yanındayım anne! Bak bir kitap buldum...

 

Sen niye telefonundan okumuyorsun kitap!

 

Kütüphaneden almak daha çok hoşuma gidiyor anne!

 

Hadi küçük robota söyle de okusun hemen.

 

Anne bu kadar teknoloji hiç hoşuma gitmiyor. Ben ne zaman bir kitabın sayfalarını çeviripte kendim okuyacağım.... Hep bu robot okuyor... Her kitabı da şakır şakır okuyor... Dıt yap hemen okusun, canım sıkılıyor anne!

 

Haklısın. Ver bakalım şu kitabı... Hımm kitap 23 yıllık ama gıcır gıcır sayfaları. Ve 10.084 kez okunmuş bugüne kadar.

 

Okunmuş mu sence ya da dinlenmiş mi?

 

Elif nerede?

 

Saklandı... Yine saklandı... Dur bulayım şunu anne...

 

Hadi Don Kişot'um hadi...

 

Umarım yine sevgi kutusuna girmemiştir... Orada onu bulmak 10 dakikamı alıyor!

 

Sizin yerinizde olmak isterdim. Bizim zamanımızda bu teknoloji yoktu!

 

Hadi robot bulalım şu kızı... Eliiif muz dersem çık, karpuz dersem çıkma! !

 

Hah hah haa....

 

...

 

Yer: Ayasofya Kilisesi Önü.

 

Cemil tam dilencinin önünde durdu. Elini cüzdanına attı. 100 tam para bıraktı dilencinin elinin içine. Biliyordu kördü bu dilenci. Aşkımın sadakası olsun. Belki o yine benim olur.

 

Dilenci: Olmaz, dedi. Bu saatten sonra olmaz. İsterse bütün servetini dök. Bir kalp almaya, çalmaya yetmez. Elindekinin değerini en evvela bilecektin...

 

Cemil: Demek öyle!

 

Kayboldu gitti gözden uzaklara.

 

Dilenci...

 

Sahip olamayacaklarının peşinden koşma.

Sahibi olabileceklerinin sahibi olamamaktan kork!

...

Ömür, bir kuş canı kadar.

Canıma can kat,

Canına da can kat.

Hiç can yakmadan!

...

Bir kuşun yuvasını yap.

İki sevenin yuvasını yapamıyorsan...

...

Hayat ne güzel ya da ne güzel değil.

Bir hayat sahibi olmak güzeldir ama değil mi?

 

Giden adamın arkasından bu şiiri mırıldandı.

 

***

 

Saat:10.45

 

Demek geldin büyük gün... Demek çıktım bu Kıyamet güne! Bugün mü kopacak Allah'ım Kıyamet... Eftelya’ma artık kavuşacak mıyım? Ya da yol bitti mi diyecek. Yarın değil bugün kopacak Kıyamet. Kopartacak mı şu Kıyamet'i... Aman Allah'ım 3 saat kaldı... Kalbimi ellerime alıp gideceğim neredeyse. Hoş bu zaman da bu da mümkün! Ey kalp artık seni taşıyamıyorum. Sus!

 

Ya sürprizimi beğenmezse!

 

Ya... Ya... Yaa! Bütün kötü düşünceleri düşünmekten artık yorulmuştu. Her gün gibi bitecekti bugün de. Ve mutlu bitecekti. Mutlu olmalıydı artık. Mutluluk benim de HAKKIM dedi içinden.

 

- Kızım bugün bir ameliyat yok değil mi?

 

- Aslında var doktor bey. 90 yaşında bir dedenin kalbi değişmeli!

 

- Yani değiştirince ne olacak. 30' una geri mi gelecek. 2071' i gördün be adam huzur içinde ölebilirsin. Bak ülke çok kalkındı, Amerika oldu! Bir yılda fazladan gördün üstelik öl be adam ne yaşamayı istersin daha!

 

- Haklısınız valla doktor bey.

 

- Haklıyım ama... Neyse kim bu kalbi değişecek hasta... Zaten yarına atmışımdır değil mi. 1 günden bir şey çıkmaz.

 

- Ama 2 gün doktor bey. Yani ameliyat 13'ündeymiş. Yani dün salladınız ya!

 

- Ya kim bu canımı sıkan adam!

 

- Bir şair. Adı İbrahim Arslan...

 

- Yok, canım iyi bak. O'nun ameliyatına daha var. Olmalı yani...

 

- Tanıyor musunuz kendisini...

 

- Eftelya'mın dedesi! Nasıl tanımam. Bak şu Allah'ın işine. Emin misin kızım...

 

- Adımın Ceylin olduğu kadar eminim doktor bey...

 

- Ceylan değil miydi?

 

- Babam Ceylan demiş, annem Ceylin demiş... Kimlikte Ceylan kalmış ama herkes Ceylin...

 

-Tamam tamam... Bende Ceylin diyecektim zaten... Bak sen şu işe ya! Kader neler yazıyor sen yaz demeden. Sana sormadan... Şiirlerini üç defa okuduğum (her ne kadar beğenmesem de) bazı şiirlerini ezbere bildiğim (Torununa hoş görünmek için ezberlediğim) büyük şair (gerçi benden başka büyük diyen yok) İbrahim Arslan. Of alt tarafı bir kalp değiştireceğim elim ayağım dolandı. Normalde gözü kapalı yapıyorum artık bu ameliyatları...

 

- Siz yine de gözünüzü açın doktor bey yani sevdiğiniz kızın dedesi demiştiniz sonuçta!

 

- Ceylan bu ameliyatı ya yarın yapalım ya da 17:00 den sonra...

 

- Buluşma iyi giderse yaparım yoksa canı Cehennem'e mi?

 

- Ukalalığa gerek yok işine bak sen! Benim için öncelik...

 

- Eftelya.

 

- DEĞİL. Tabi ki, öncelik insan hayatı.

 

Ceylan içinden: (Para da sonra geliyor değil mi)

 

- Bir kaç yıl daha yaşasın bakalım adamcağız. Yaşadığı kadar yaşamamış anlaşılan daha. Hele bir hastamızı görmeye gidelim. Ceylan takıl peşime odasına çıkalım...

 

-Ceylin efendim...

 

-Neyse. Ceylan, Ceylin… Hem biliyor musun bu İbrahim Arslan'ın bir kızı var adı Sevgi. Ama annesi 'Cemre' demiş. Senin hesap. O Sevgi demiş hanımı 'Cemre'. Aradan 60 yıl geçmiş o hala Sevgi diyor karısı 'Cemre'

 

- Peki! etrafında kızın adını ne biliyorlar...

 

- Gül. Yani 2. adı!

 

- Sevgi Gül'ün Gül'ü yani...

 

- Evet.

 

Mehmet Mithat Güngör Hastanesi- 20. Kat Yoğun bakım.

 

- İbrahim Dede bugün nasılsın bakalım?

 

- Doktor oğlum nihayet gelebildin. Şu kalpten sıkıldım artık doktor. Yok, mu bunun yenisi.

 

- Tıpkısının aynısının benzeri var. O kalpten öyle kolay kurtulmak yok.

 

- Tamam, olsun olsun. Aynısının benzeri olsun. Ama içinde sadece Gül'üm kalsın be doktor. Diğer her şeyi silip atabilirsin!

 

- Olur olur... Eftelya'yı da sileyim. Elif'le Yusuf'uda...

 

- Yok, yok beni gafil avladın. Onlar da kalsın oğlum...

 

- Eftelya seni çok seviyor...

 

- Hiç bile. Sevse şimdi yanımda olurdu. Teknoloji ilerledikçe bağlar sürekli kopuyor oğlum. Ben 2 buçuk aydır Yusuf'u göremedim. Gül'de gelemedi... Yanımda kimseler yok... Melek yok, Asu yok, Sevgi yok...

 

- Ama Eftelya var. Bak dede yorma şu zaten yorulmuş kalbini ha ne dersin. Daha güzel günlerin var görecek.

 

- Hayır, hayır bu son ameliyat artık Cihan oğlum. 35'imi görmem dedim 90'ınımı gördüm...

 

- Yok be daha bir sene var 90'a. Hem şimdi insanlık 120'yi görüyor...

 

- Ona bakarsan arabalar da 280'ni görüyor...! Hem ha 89 olmuş ha 90. Ne fark eder bir eksik bir noksan!

 

- Daha düğünümü göreceksin dede.

 

- Ne düğünü bu böyle?

 

- Ef... Şimdi zamanı değil.

 

- Sır mı?

 

- Ah sen ne kurtsun dede. Yanında sır saklamam bilirsin... Torunun ile yuva kurmak istiyorum. Beni tam bir yıl salladı. Bugün bu odadan çıkınca Ona gideceğim. Bugün verdiği o bir yıl doldu. İnanır mısın 1 yıl bir asır oldu... Aslında dedem ameliyatın da bugün...

 

- Benim için de büyük gün desene! Belki de çıkamam...

 

- Düğünümü göreceksin... Bu kalple değil hemde cirlop gibi bir kalple!

 

- 180'ni de görür müyüm?

 

- Hatta 3-5 çocuk daha yaparsın dede! Ama o kadar ilerlemedi şu teknoloji kahretsin....

 

- Sen kafa bul benimle bakalım. Bulmuşsun dünyanın en güzel torununu gün senin günün!

 

(Saatine baktı doktor Cihan) : 11.40

 

İki saat vardı demek büyük buluşma için.

 

- Ben müsadenizle çıkmalıyım artık...

 

- 5 dakikan daha vardır ya be oğlum. Bugün de sana bir şiir okumadan gönderir miyim seni!

 

-Gül anneye mi yazdınız yine.

 

- Eftelyam'da sende o zamanlar yoktun bildiğim. Bu şiiri yazalı 60 yıl olmuş. O kadar eski yani...

 

Yoruldum. Şu robota söyle de okusun yine... Sen istersen dinlemezsin. Ben dinlerim…

 

- Kaçıncı şiir olsun...

 

- Ne bileyim sen söyle

 

-401. Şiir olsun hadi! Ve robota komut verdi 401 diye.

 

-

 

(Robot alınan komutla 401. şiiri okumaya başladı)

 

 

Sana bir gün olsun benim ol,

 

Demedim mi?

 

Benimle yaşa, benimle öl, benimle sol...

 

Demedim mi ey Gül?

 

 

Yaşamak, yanında güzel.

Yaşamak bana bir tek yanında olur.

Gel vur beni.

Sözlerine bırakma beni,

Gözlerine bırakma…

Yanında olmayınca ey Gül.

Bu yaşamak, yaşamak değil.

Sana bir gün olsun kal demedim mi?

Her gün yürekten gitmek,

En büyük ceza demektir!

Gül,

Ey benim gülüm.

Ağlama hiç benimle.

Ben sana benimle gül.

Demedim mi?

Geçti,

Yaşam beni ezdi geçti.

Sona geldiğimiz de anladık.

Birbirimizi ne çok sevdiğimizi.

Değil mi?

Demedim mi bu ilkbahar değil sonbahar diye.

Gülüm, seni de beni de yaşatamadım ben.

Gülüm hiç solma,

İbrahim’in bir gün solsa bile…

Öldüm gülüm…

Ve bekliyorum seni hep,

Senin öbür tarafında.

....

 

Sen beklemezsin bile beni değil mi şimdi öbür tarafta.

 

Şiir BİTTİĞİNDE O günlere gitti İbrahim Dede... Cihan Bey yavaş adımlarla çıktı odadan. Hatıralarla baş başa bıraktı. Onu tanıyalı tam On beş sene olmuştu. Tam on beş senedir sırılsıklam aşık’tı Eftelya'ya... Yaşlı adam ne demişti ona yıllar önce bir gün gözlerinin ta derinine bakarak. Yolda o cümleleri geldi aklına. Ne kadar haklıydı... 'Her şeyini aldım sanırsın ama illa ki bir şeyini almamışsındır. İşte o almadığınız bir şey onu asla sizin yapmaz'.

 

Sanki bir yangına gidiyordu. Ya da bir yangındı sönmeye...

 

Sevenler Parkı- İstanbul

 

Ey İstanbul'um ver o'nu bana... Yol bitmişti. Ayakları getirmişti O'nu buluşma yerine... Saat:13.13 tü tam tamına... Önünde 45 dakikalık bir zaman vardı. O bir yıl geçmiş ama şu yarım saat geçmeyecek gibiydi. Acaba gelecek miydi?

 

Saat:13.25- Ayasofya Kilisesi!

 

Eftelya kiliseden çocuklarıyla çıktı. Yaradana dualar etmişti. Bu günü bekliyordu o da epeydir. Kilisenin önünde bir dilencinin sözlerini işitti..

 

Ayasofya hatrına kızım... Ayasofya Camisi hatrına... Ayasofya müzesi hatrına, Ayasofya kilisesi için bu fakire yardım edin... Allah Ayasofya hatrına sevdiğine kavuştursun. Mutlu- mesut etsin...

 

Çantasından bir Mor 50 lik bir kırmızı 10'luk para vardı. 10'luk madeni parayı dilencinin eline bıraktı...

 

- Ben körüm ama o kadar kör biri değilim... Bu para bile çok. 1'lik verseydiniz... Bu çok bana dedi...

 

- Ayasofya hatrına ise çok değil, çok sayılmaz...

 

- Ah Ayasofya ne günler gördün... Bu halk yaşantısıyla başkalaşınca yine kilise oldu! Hoş bence hala camidir.

 

- Ayasofya herkesin. Allah'ın mabedi... Maksat ibadet etmekse cami olmuş- kilise olmuş fark eder mi?

 

- Bu millet o kadar hoşgörülü ki... Neredeyse Eyüp'ü bile kilise yapacak! Ve yabancılar ne yapıyor... Daha dün bir büyük camimiz daha yağmalandı!

 

- Kör bir adama göre çok şey biliyorsunuz. Size iyi günler. Yine geleceğim yanınıza. Ayasofya'ya geleceğim.

 

- Git kızım sevdiğin adam seni bekliyor! Ve sen gitmezsen sabaha kadar bekler! Ama daha fazla bekletme Onu... Sevenler beklememeli! Sevenler kavuşmalı!

 

- Gideceğim. Çantasına gitti eli... Mor 50'liği de bıraktı ihtiyara... Düşündüm de Ayasofya hatrına çok azdı verdiğim...

 

Hadi Yusuf, Hadi Elif'im bambaşka bir güne gidiyoruz... Sevenler beklememeli. 5 dakikalık yoldu Sevenler Parkı... Seven'e gitmek, sevene yürümek, sevdiğine gitmesi adımların bambaşka bir duyguydu...

 

Saat:13.55

 

Göz göze geldi. Ama bugün bunun ne işi vardı burada! Cemil vazgeçmedin mi hala?

Savaşacak mısın?

 

Yusuf'la, Elif koptular annelerinin elinden...

 

- Babaaaa!

 

- Eftelya. Çocuklarım...

 

Bugün her şeyimle geldim sana! Bir daha çocukça nedenlerden kavga yok! Bir daha seni üzmek yok. Bir daha yuvamızı 'Yuva' yapacağım. Eftelya'm... Eftelya bitsin artık hayatıma verdiğin ceza...

 

- O kadar çok sürdü ki bu ayrılık. Ama senden hiç umudumu kesmedim. İlk sevdiğim kadınsın ve son olacaksın... Çocuklarımın anası benimle tekrar evlen. Ne olur. Hayatıma 2. bir bayram gelsin. Gökkuşağım ol, güneşim ol, benim ol...

 

Ve Doktor Cihan' da bu sahnede yer almıştı şimdi...

 

- Aslında gecikmedim. Ben aslında bir yıldır bu günle yatıp kalkıyorum. Eftelya seni benim kadar kimse sevemez. Bu adamın bize keder olmasına izin verme...

 

- Yüreğini dinle Eftelya. Yine hayır dersen bir daha sana asla rahatsızlık vermem dedi Cemil.

 

- Nereden çıktın sen. Yine düzenimi yıkacaksın... Cemil ben Cihan'ı seviyorum...

 

Ağlıyordu Eftelya. Bir banka oturdu. Keman sesi kulağına o an en sevdiği şarkının nağmelerini çalıyordu... Sevenler Parkında bu sevgililer günü olağanüstü bir gün yaşanıyordu. Cemil.

 

- Evet. Seni hiç sevmekten vazgeçmedim. Ve hep seveceğim. Seninle mutlu başlamıştı. Herşey bana senle başlamıştı. AH BEN kıymet bilmedim... Sevdiğin adamla mutlu ol. Anlaşılan bugün sen kendini ona hazırlamışsın... Çocuklarının önünde diz çöktü. Onları öptü, kokladı

 

- Biliyorum. Sen mutlu olacaksın. Senden milyon kere özür dilerim... Bugün için de affet beni. Ve Cihan'a baktı... Mutlu et onu, hiç olamayacağı kadar mutlu et onu...

 

Gitti. Kaybetmişti... Sevdiği kadın artık O'ndan başka birine gitmişti. Elinde tuttuğu mektubu çöpe attı...

 

Seni hep seveceğim- Eftelya diyordu mektup. Biliyordu aslında seviyordu Eftelya...

 

...

 

Düğün.

 

Aradan epey zaman geçmişti. Düğünden bir hafta sonra İbrahim Dede bu dünyadan Gül'üne gitmişti. Hayatta tek isteği torunlarını mutlu görmekti. Doktor Cihan ve Eftelya balayındaydılar. Dedelerinin öldüğü haberi onlara ulaşmamıştı. Yıl 2072'ydi ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin ölüme çare bulamadığı gibi artık dünya uygun adım Son'a doğru yuvarlanıyordu.

 

İstanbul'a bak,

 

Gözlerini kapatmadan ya da kapatarak... İstanbul'a bak...

 

Kör olsan da bak, kör olmasan da bak....

 

Doysan da bak doyamasan da bak.

 

Aç olsan da açık olsan da...

 

Ayasofya önünde bir dilenci bu şiiri okuyordu. İstanbul'a bu şiiri hangi şairin yazdığını bilmeden.

 

Ayasofya belki cami olması, belki kilise olması o kadar mühim değildi. Mühim olan Ayasofya'nın yine İstanbul'un olmasıydı...

 

Ayasofya hatrına yardım...

 

İstanbul'a bak...

 

Gülüyor...

 

Ve ağlıyor Ayasofya... Kimse görmüyor herhalde benden başka dedi...

 

Yürüdü yüreğinin gözleriyle Sevenler Parkı'na doğru!

 

21.05.2013

 

İbrahim Arslan



Bu yazı 1459 defa okunmuştur.

reklam

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI