Bugun...

reklam

reklam


GÜÇLÜ TÜRKİYE AMA ÇOK HASTA (!)
Tarih: 10-04-2017 17:09:00 Güncelleme: 10-04-2017 17:09:00


 

TÜRKİYE son yıllarda ard arda yaptığı reformlara rağmen sağlık harcamalarında Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri arasında son sırada yer almaktan kurtulamadı.

 

34 üye ülkesini değerlendirdiği sağlık raporunu açıklayan OECD’nin verilerine göre Türkiye’nin kişi başına sağlık harcaması sadece 941 dolar. Bu rakam ABD’de 8 bin 713, Fransa’da 4 bin 124, krizle boğuşan Yunanistan’da 2 bin 366 dolar. OECD ortalaması ise 3 bin 453 dolar. Türkiye’nin kişi başına sağlık harcaması milli gelirinin ise sadece yüzde 5,1’i. Bu oran da Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında son sıraya yerleştiriyor. 
En kötüsü biziz vesselam.

 

OECD raporu 34 ülkede ilaç harcamalarının 800 milyar doları geçtiğini de gösteriyor. Rapora göre ilaç harcamaları toplam sağlık harcamalarının yüzde 20’sine eşit. OECD ülkelerinde parakende ilaç harcamaları azalırken reçeteli ilaç harcaması ise artış gösterdi. OECD yavaşlamaya rağmen yaşlanan nüfusta, kanser ve hepatit gibi pahalı ilaçlara ihtiyaç duyulması nedeniyle ilaç harcamalarının artacağını öngörüyor. Bu tarz özel ilaçlara yapılan harcamalar son beş yıl içinde toplam ilaç harcamalarının yarısı veya daha fazlasını kapsayacak. 

SAĞLIK personelinde de Türkiye kötü durumda. OECD ülkeleri arasında 1.000 kişi başına düşen doktor ve hemşire sayısında Türkiye hep sonuncu sırada. 1.000 kişi başına düşen ortalama 6,3 doktor ile Yunanistan bu konuda birinci olurken Portekiz’de bu sayı 4,3, ABD’de 2,6, Türkiye’de ise yalnızca 1,8. 

 

Türkiye'de son 5 yılda sağlığa yaklaşık 450 milyar lira harcandı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlenen bilgiye göre, 2011-2016 dönemini kapsayan 5 yılda yapılan sağlık harcamalarında büyük artış yaşandı.
Bu çerçevede 2011 yılında toplam 68 milyar 607 milyon liralık sağlık harcaması yapılırken, bu rakam 2012'de yüzde 12 artarak 76 milyar 358 milyon liraya yükseldi.
Daha sağlıklı bir hayat için 2013'te yapılan harcamalar, bir önceki yıla göre yüzde 11 artarak 84 milyar 390 milyon liraya ulaştı, 2014'te ise 94 milyar 750 milyon lira oldu. 2015'te yapılan sağlık harcamaları ise 104 milyar 568 milyon liraya çıkarken 2016 yılı rakamları ise 110 milyar barajının aşıldığını gösteriyor.
Söz konusu dönemde sağlık harcamaları yüzde 52 artarken, toplam tutarı ise yaklaşık 450 milyar liraya ulaştı.

 

Yatırımlar arttı atmasına da kişi başına sağlık harcaması da arttı.
Kişi başına gerçekleştirilen sağlık harcamalarında da 2012-2016 döneminde büyük artış yaşandı. Bu kapsamda 2012'de kişi başına 987 lira sağlık harcaması yapıldı, söz konusu rakam 2016 yılında 2012'ye göre yaklaşık yüzde 50 artarak bin 500 lira seviyesine yükseldi. 

 

Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, nüfus başına düşen (milyon) manyetik rezonans (MR) sayısı en düşük Meksika (2,2), en yüksek Japonya'ya (46,9) ait olup, Türkiye'de ise bu oranın 10,5 olduğu saptandı. Bin kişiye yapılan manyetik rezonans tetkik sayısının en düşük Yeni Zelanda (4,1), en yüksek de Türkiye'de (118,3) olduğu saptandı. Yani ülkemizde hastaneye giden her bin kişiden 118'ine MR çektiriliyor. Araştırma sonuçlarına göre OECD ülkelerinde kişi başına toplam sağlık harcaması ile manyetik rezonans yayılımı arasında önemli düzeyde bir ilişki olduğu saptandı. Türkiye'de toplam tetkik harcamalarının %18,13'ü manyetik rezonans sağlık teknolojisi için harcanıyor. Yani hastanelere verilen her bin liradan yaklaşık 190 lirası MR için harcanıyor.

 

Buna rağmen...

Devlet hastanelerindeki ölüm oranı yüzde 45 oranında arttı. Devlet hastanelerinde 2010 yılında 83 bin kişi hayatını kaybederken, 2016 yılında 120 bin kişi hayatını kaybetti. Çünkü durumu kritik hastaların çoğuna özel hastanelerde bakılmıyor, bu tür hastalar özelden devlete sevkediliyor. Devlet hastanelerinde yeterli bakım sağlanamıyor, bu ağır istatistikler ortaya çıkıyor.

Hekime başvuru rakamlarına nasıl peki?
AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında 209 milyon insan hastaneye gitti. 2016 yılında bu rakam ne oldu? Yaklaşık 700 milyon... Ülke nüfusunun neredeyse on katı.

“2002 yılında 769 milyon kutu ilaç satılırken 2016 yılında ise 2 milyar 100 milyon kurudan fazla ilaç satıldı.

Hanehalkları tarafından tedavi, ilaç vb. amaçlı yapılan cepten sağlık harcaması, 2016 yılında % 4 artarak yaklaşık 20 milyar TL oldu. Hanehalkları tarafından cepten yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2016 yılında yaklaşık % 18 olarak gerçekleşti. Kişi başı sağlık harcaması bin 500 lirayı geçti. Kişi başı sağlık harcaması, 2014 yılında bin 232 TL iken, 2015 yılında % 9,2 artarak, bin 345 TL’ye yükselmişti. Kişi başı sağlık harcaması ABD Doları ($) bazında değerlendirildiğinde ise, 2014 yılında 563 $ iken, 2015 yılında 496 $, geçtiğimiz yıl da 525 $ olarak hesaplandı.

Acil servise başvuran vatandaş sayısı kaç derseniz...? 110 milyon! Ülkenin nüfusu 78 milyon… Dünya rekoru... Dünyada nüfusundan daha fazla acile başvuran tek ülke, bizizdir mutlaka.

 

Neden peki?
Sebebi çok basit:
Acil servise gidince fark ödemiyorsun. İnsanlarımız iki-üç lira farkı bile ödeyemeyecek durumda olduğu için acil servislere koşuyor. Kadının çocuğu ateşleniyor, farkı ödeyebilecek durumda olmadığı için akşamı bekleyip çocuğunu acil servise götürüyor.

 

2002 yılında bu ülkede 2 milyon kişi ameliyat olmuş. 2016 yılında kaç kişi ameliyat olmuş peki? 14 milyon 200 bin kişiden fazla! Bunun nedeni ne? Halka hizmet değil "performans"...  Zira AKP Hükümeti, performans adı altında, doktorlara hastanelere ameliyat karşılığı para ödüyor, bu yüzden sürekli ameliyata yükleniliyor. Bütün bunlar yetmediği gibi bıçak parası da resmileştirildi. Özel hastanelere giden vatandaşlar yüzde 200 fark ödüyor. Bu farkın adı bıçak parası işte. Açıktan alınan bıçak parası, resmi bıçak parası haline geldi.

Performans sistemi nedeniyle, bu gidişle, memlekette neşter değmeyen insan kalmazsa hiç şaşırmayalım.

Milletimiz yıllardır yol yaptık, köprü yaptık, hastane yaptık masalıyla kandırılıyor. İddia edildiği gibi sağlık sisteminde her şey yolunda değil, çünkü imsanlarımız hastanede yer bulabilmek için, ameliyat olabilmek için ilçe başkanlarını, milletvekillerini arar hale geldi. Bu sistem, parası olanın sağlıklı sağlık hizmeti(!)  alabildiği bir sistem. Katkı payı, katılım payı, reçete parası gibi çeşitli yollarla fark ücreti alarak, hasta vatandaşları müşteri konumuna getiren sistem...

İşte bu sistem yüzünden anne ve bebek ölüm hızları bile arttı. Anne ve bebek ölümlerini küçük göstermeye çalışan bir TÜİK ile karşı karşıyayız.

Bir de şu övüle övüle bitirilemeyen şehir hastaneleri var. Bu hastaneler özelleştirmenin Truva atıdır, diyor Yılmaz Özdil. "Adama arsayı buluyorlar, adam o arsaya bina yapıyor, o binayı o adama 49 yıllığına kiralıyorlar, yüzde 70 doluluk garantisi veriyorlar, doktoru hemşireyi devlet veriyor, doktorun hemşirenin maaşını devlet veriyor, hastanenin gelirini o adam alıyor, binadaki kafeterya, kuaför gibi işletmeler bile o adama ait oluyor. Böyle bir şey dünyada nerede var?”

 

Haksız mı sizce?

Şehir hastaneleri, kamu-özel ortaklığı kisvesi altında, kamu adını kullanarak, küresel sermayeye kaynak yaratıyor. Halkın sağlığı, yandaş işadamlarına pazarlanıyor.
Yetmiyor, sağlık çalışanlarının özlük hakları verilmiyor, fazla mesaiye zorlanıyor, itiraz edenler sürülüyor, taciz ediliyor.

Sağlık personeli mutsuz, bıkkın. Her dört sağlık çalışanından biri taşeron. Taşeron kafayla sağlık hizmeti de anca bu kadar oluyor.

Senede 700 milyon defa doktora gidip, 110 milyon defa acil servise yatıp, 14 milyon 200 bin kez meliyat olup, 2 milyar 100 milyon kutu ilaç içiyoruz. O kadar sağlıklıyız ki yanaklarımızdan kan fışkırıyor.
Üstüne referanduma gidip tek adam rejimi yaratıyoruz.
41 kere maşallah diyelim.

 



Bu yazı 734 defa okunmuştur.

reklam

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI